iyimi boyle bilgi sitesi

İstanbul (Marmara) Depremi (1894)

İstanbul (Marmara) Depremi (1894)

Tarihi kaynaklarda “büyük hareket-i arz” ve İstanbul halkı arasında ise Rumi takvimle bu yıla denk geldiğinden “1310 zelzelesi” olarak anılan deprem, 10 Temmuz 1894 tarihinde öğle saatlerinde meydana gelmiştir. İstanbu’un en büyük depremlerinden biri olan 1310 zelzelesinde, İstanbul halkı korku ve dehşet içinde sokaklara dökülmüştü. İstanbul’da Fransızca yayımlanan Moniteur Oriental gazetesi de aynı gün, “Dün saat 12:25’te yaklaşık yarım dakika süren şiddetli bir yer sarsıntısı bütün kentte, tarifi imkansız bir paniğe yol açtı. Her yerde çığlıklar, gözyaşları, ağlamalar, sinir krizleri, bayılmalar, Allah’a, Meryem’e yakarmalar duyuluyordu.” satırlarına yer veriyordu. Yani ortalıkta büyük bir kargaşa vardı. Üç şiddetli dalga halinde gelen depremin en şiddetlisi olan ikinci şoku (tahminen 7 şiddetinde) 10 saniye kadar sürdü. Bütün tahribat bu sarsıntılar sonucu ortaya çıkmıştı. Sarsıntı o kadar şiddetliydi ki, Anadolu ve Balkanlar’ın büyük bir bölümünde de hissedildi. Depremin merkez üssü ise, Marmara Denizi’nin kuzeyinde, İstanbul kıyılarına (Yeşilköy) yaklaşık 10 km. mesafedeydi. Depremle birlikte İstanbul’un güney kıyılarında meydana gelen 1,5 metre yüksekliğindeki dalgalar (tsunami), gemi ve kayıkların parçalanmasına neden oldu.
Halk bütün bu olanlardan korku ve dehşet içindeydi ki, ilk sarsıntıdan 15 dk. sonra, aynı gün akşama doğru ve 12 Temmuz’da meydana gelen artçı sarsıntılar halktaki korkuyu daha da arttırdı. Depremden kısa süre sonra II. Abdülhamit’in isteği üzerine, Atina Rasathanesi Müdürü Egnitis ile Rasathane-i Amire Müdürü Kumbari birlikte gözlemlerde bulunarak felaketle ilgili bilimsel bir rapor hazırlayıp padişaha sundular (15 Ağustos). Depremin etkisinin mahallelerin jeolojik yapılarına göre değiştiğini vurgulayan Egnitis’in raporda verdiği malumata göre, tektonik sarsıntılar 17-18 saniye kadar sürmüş; yer altından şiddetli sesler gelmiş ve yeryüzü sanki bir deniz gibi dalgalanmıştır. Aynı rapora göre, arazinin yapısı ve binalarda kullanılan malzemeler, hasarın boyutunu belirlemişti. Yumuşak, kumlu ve çamurlu zeminlerde kurulu binalar ve dayanıksız malzemeden yapılanlar ve tabii ki konum olarak depremin merkezinde bulunanlar en büyük hasarı görmüştü. Depremden önce kırlangıç ve tavuk gibi hayvanların kaçıp huzursuzluk gösterdiği, deniz suyunun ısınıp kuyu sularının ılıklaştığı, ansızın dalgaların çıktığı; depremden sonra ise Marmara Denizi üzerinde büyük bir duman bulutu oluştuğu aynı raporda belirtilmiştir.
Her felakette olduğu gibi, büyük hasara yol açan depremin bıraktığı birtakım dersler de vardı. Örneğin, şehirde ahşap binaların ağırlıkta olması İstanbul için bir avantaj olmuştu. Nitekim, ahşap binalar ile demir ve iyi tuğladan inşa edilen binalar depremden hemen hiç etkilenmemişti. Eski ahşap yapıların bile ayakta kalabildiği yerlerde, yeni ve kârgir binalar yıkılmış ve bu tarz binaların çok azı ayakta kalabilmiştir. Tuğla ile yapılan binaların ahşaptan
sonraki dayanıklı binalar olduğu görülmüştür aynı şekilde sağlam zemine yapılan evler de ayakta kalmıştı. Bu tespitler, günümüz için de kabul gören hususlardır. Diğer yandan, deprem sonrasında Osmanlı Devleti’nin ilk sismolojik gözlemevi kuruldu. Yapılan davet üzerine Roma’dan jeodinamik uzmanı Profesör Agamemnone, Rasathane-i Amire Müdürü Coumbary ile birlikte çalışmak üzere İstanbul’a geldi ve sismoloji çalışmalarında bulundu. Deprem felaketlerinin sonuçları, zaman zaman ülke yönetimleri tarafından hafif gösterilmeye çalışılmıştır. Nitekim, vehmiyle tanınan II. Abdülhamit de deprem haberleri konusunda basına sansür uygulamıştır.
Birinci derecede olmasa da, İstanbul depremden ciddi zarar gördü. Artçılarla birlikte iyice dehşet ve korkuya kapılan halk, uzunca bir süre açık alanlarda ve çadırlarda kalmaya başlamıştır.

Depremden en büyük zararı gören Adapazarı, İzmit, Sapanca ve Yalova da dahil olmak üzere toplamda 1350 kişi öldü. Depremin merkez üssüne uzaklığı sebebiyle, Beyoğlu, Üsküdar ve Boğaziçi depremden nispeten daha az etkilenmiştir. Resmi veya dini-sivil olsun, çok sayıda binada ağır yada hafif derecelerde hasarlar oluşmuş (390 büyük yapı, 1087 ev, 300 dükkan); özellikle de fay hattı üzerinde yer alan Büyük, Kınalı, Burgaz ve Heybeli Adaları’nda tam bir yıkım gerçekleşmişti: Bahriye Mektebi ile Rum ve Ermenilere ait kiliseler ve Ruhban okulu ağır hasar görmüştü. Suriçi İstanbul ve çevresinde dini ve sivil binlerce bina yıkılmış veya çatlamıştı. Deprem sonrasında Sirkeci İskelesi önünde 40 metrelik bir yarık oluştuğu gibi, Sirkeci Tren İstasyonu binası da hasar görmüştü. Dünyanın en büyük ve eski çarşılarından olan Kapalıçarşı’nın bir bölümü tamamen yıkılarak depremde en büyük hasarı görmüştü. Dini eserler arasında, pek çok caminin kubbe ve minareleri yıkıldığı gibi İmrahor, Mihrimah ve Nuruosmaniye Camileri ciddi hasar görmüş ve uzun yıllar hizmet verememişlerdir. Vezir ve Şekerci Hanları bir kez daha can kaybıyla birlikte büyük zarar görmüştü. Felakette, Beyazıt’taki Harbiye Nezareti binasının bir bölümü ile medreseler ve gayrimüslim mektebi yıkılmıştı.
Depremin yaralarını sarmak ise kolay olmamıştır. Şirket-i Hayriye vapurları, fazladan seferlerle korku içindeki insanları ücretsiz olarak taşımaya başlamıştı. II. Abdülhamit, yaralıların hemen tedavisini, ihtiyacı olanlara yardım edilmesini, çadırların dağıtılmasını emretmiş ve ayrıca fırınlardan ekmek dağıttırmıştır. Yine padişahın girişimiyle başlatılan yardım kampanyasında altı ay içerisinde yaklaşık 83 bin Osmanlı altını toplandı. Sıhhiye Nezareti yaralıların tedavisine; Şehremini Rıdvan Paşa’nın riyasetinde oluşturulan komisyon, açıkta kalanlara yiyecek, para ve çadır dağıtımına başlamıştır. Ayrıca, askeri ve sivil hayatını kaybedenlerin ailelerine ise maaş bağlanarak para yardımı yapıldı.
Deprem, mülki idareyi de etkiledi. Sermimar Serkiz Bey başkanlığındaki heyet resmi binaları inceledikten sonra az hasarlı binalarda görev yapılabileceğine; orta hasarlı ve yıkılan binaların ise tamir ve inşa edilmesine karar verildi. Aynı yıl içinde 30 resmi daire inşa edildi.
1894 felaketi Bizans’tan günümüze İstanbul’un en büyük depremi olmasa bile, “son şiddetli deprem” unvanını taşır. Ayrıca İstanbul’da, can ve mal kaybına yol açan 30 deprem arasında, en çok incelenip araştırılmış bir depremdir. 1894 depremi, yaklaşık bir asır sonra gerçekleşecek olan 1999 Gölcük-Marmara Depremi ile benzerlikler göstermektedir. Özellikle hasar bölgelerindeki arazi yapısı ve binalarda kullanılan malzeme türleri açılarından bu
benzerlikler dikkate şayandır. Merkez üsleri farklı yerler olmasına rağmen, iki depremde de hemen hemen aynı yerler en fazla hasarı görmüştür.

Yorumlar

Yazıya 1. yorum yapılmış.

Gökhan Terzioğlu 22 Şubat 2019

1310 tarihli deprem ile 99 depremi arasındaki fark.1774 bu mesajda mukemmel bir sır. ay takvimi olucak olayları gören gözler için Elhamdülillah açmış.